Ortaya Karışık
Doç. Dr. Birol Azar
Ortaya Karışık…
Yaşadığımız psikolojik ve sosyal çürüme tek tek bireylerin ahlaki zaaflarıyla açıklanamayacak kadar derin nedensenllikler içermektedir. Toplumun genleriyle biyomühendislik formülleriyle oynadık. Yalnızlık normalleştirildi, görgüsüzlük cesaret gibi yansıtıldı, sığ düşünce çağdaşlık oldu. Betonlaşmayı şehirlerle sınırlandıramadık iç dünyamıza da beton mikserlerlemüdahale edildi. Ekonomi orta sınıfı çökertti. Çöken orta sınıfla birlikte bir terbiye geleneğinin ve denge çubuğunun kaydığını gördük. Orta sınıf toplumsal denge demekti, ölçü, sınır, utanma, emek, saygı, inanç, gelenek, gelecek demekti. Zira yüksek kesim hep aynıydı -sonradan gurme! Olanlar dahil-, yaz-kış kârlıydı! Alt kesim ise her daim aynı mevsimi yaşamakta hiçbir gelişme ve değişim bu kesime ulaşamamakta ulaşsa da teğet geçmekteydi. O yüzden orta sınıfın stratejik önemi vardı. Gelişmiş ülkelerin bel kemiğiydi, dağın beli gibi yaşamı dengede tutuyor alt ve üst kesimin bağlandığı trafo merkezi oluyordu. Akıllı siyasetçilerin de baktıkları ilk alan burası oluyordu. Toplumsal her türlü değişim bu sınıfta çok güçlü karşılık buluyordu. Sosyal medya denilen kazığın bu sınıfın benliğine saplanmasıyla orta sınıf psikopatalojinin en görünür klinik ortamına dönüştü. Sosyal medyada gördükleri her şeye özenen, onları model alan yapılanları özgüven olarak algılayan genç ama şuursuz bir nesil plazaları, avm’leri spor salonlarını, kafeleri örtük bir narsizm geliştirme merkezleri haline getirdi. Sahte benlikli gençler yetiştirdik. Konuşmalarından tutun da giyimlerine ve tavırlarına kadar sahte benlikle hayatın akışı içerisinde kendine yer arayan amaçsız bir nesil… algoritmaların diliyle tadı olmayan yiyeceklere dönüştük. Aldatma, değersizleştirme, şiddet gibi kişilik bozuklukları normale döndü. “Arabası var ama ruhu yok” cümlesini boşa çıkardık. Arabası varsa ruhu hayli hayli vardır esas arabası olmayanın ruhu yok anlayışına geldik. Orta sınıfın genleriyle oynayarak görgüsüzlüğü ve varoşluğumeziyet gibi algıladık. Katalizör sosyal medya ile bütün bunları bilinçdışına yükledik. Dizilerdeki çarpık ve yapay ilişkiler yazılımımızı bozdu, doğadan koptuk, koptukça dengesiz, tuhaf, canavarlaşan Tepegözlere döndük. Sokaklar koşup özgürce oynayacağımız alanlar olmaktan çıktı, toprak görecek boş arsa bırakmadık. Premium site ve rezidanslarayerleşip ötenazi merkezlerimizi inşa ettik. Mahalle aidiyetini yitirdik. Annemiz evde olmadığında komşuya gider, baba evin anahtarını almadan çıkmışsa anahtar bakkal amcaya verilirdi, bakkalımızı kaybettik. Statüsü ne olursa olsun insanlara abi, abla derdik. Evi temizlemeye gelen kadına daha çok saygı gösterir ona ayıp olmasın diye ön temizlik yapardık. Sokağı temizleyen görevliye, simitçiye, apartman görevlimize abi der aynı sokağın aidiyetini nefeslerdik. Anne babamız kızsa dede ve ninelerimize güvenirdik onlar bizi her halükarda korurlardı onları kaybettik. Kısaca hislerimizi, duygularımızı, aidiyetimizi kaybettik. Çocukerkil yaşama geçtiğimizden beri her şey çocuk içini benimseyip hayata ona göre tavır aldık. Öğretmenin gölgesine bile basılmaz anlayışından öğretmenlerimiz üzerinde her türlü hakkı gören anlayışa evrildik. Oğlumun portakalı arkadaşlarından daha küçük diye azarladık, neden 98 aldı diye gece telefon açıp hesap sorduk kutsalımızı ayağa düşürdük. İtibarlarını yerle yeksan ettik. Öğrencilerine kurşun gelmesin diye onların üstlerine eğilen, öğrencileri ile gülen hikâyeleri mezun olduktan sonra bile devam eden bu kutsal meslek ne zamanki benim damadım öğretmen diyecek kadar gururla ifade edilecek hale gelirse belki toplum olarak düzeliriz…