Yine Nerde O Eski Bayramlar!
Doç. Dr. Birol Azar
Yine Nerede O Eski Bayramlar!
Bayram kavramı neredeyse tüm kültürlerde ittifakla aynı anlam ve içeriklerle kutlanan kollektif bir olgunun inançlarla harmanlanarak sergilenmesidir. Mutlak anlamda iyiliğin, güzelliğin, sevincin, coşkunun doruklara ulaştığı günlerdir. Bu kavram teoride kötülük, çirkinlik ve olumsuz bir içerik taşımaz. Din, dil, kültürel farklılıklar dahi bayramı bu ortak anlam katmanı etrafında şekillendirirler. Ortak algıdaki homojen durum bayramın içeriğindeki uygulamalar ve ritüeller açısından toplumlarda birbirine zıt denilebilecek görüş ve tartışmaları da beraberinde getirmekte insanoğlu yine bayramı kendine benzeterek bayramdan çıkarmaktadır. Son dönemlerde dini bayram algısının çok değiştiğine dair toplumda sesler yükselmekte “ Nerede o eski bayramlar?” söylemi her geçen etkisini yitirse de söylenmeye devam etmektedir. Bu nostaljik söylemin doğruluk derecesini belirli bir yaşın üstündekiler dışında yeni kuşak özellikle bilmemekte doğrusu merak da etmemekte söyleyen söylediğiyle avunmaktadır. Yeni nesil geçmişteki atalarının yaptığı pek çok uygulamayı anlamlandıramamakta örneğin bayram hazırlıklarının uzun sürdüğü, komşu, akraba ve büyüklerin ziyaret edildiği, yoksulların sevindirildiği, mezarlık ziyaretlerinin gerçekleştirildiği, hastaların ziyaret edildiği, küçüklerin sevindirildiği, bayrama özel yemeklerin yapıldığı, küskünlerin barıştığı, uzaktaki akrabaların, aile bireylerinin ailenin en büyüğünün yanına yani memlekete geldiği bir iklim onlara ütopik gelmekte bunlara gerek de duymamaktadır. Sosyal hayatın değişmez gerçeği olan değişim toplumun tüm sinir sistemini genlerinden koparmakta bayramlar kollektif bir olgu olmaktan çıkıp dinlenme, tatil ve seyahat fırsatına dönüşmekte haberlerde turizm beldelerinin doluluk oranları sürekli güncellenmektedir. Tüketim alışkanlıkları bayram algısını değiştirmekte, bayram bir tatil fırsatı olarak görülmektedir. Şehir insanı kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırmakta, ayakta kalma dürtüsü endişeyi getirmekte endişeli olan insan 3-4 günlük bayramı dinlenme fırsatı olarak görmekte bir yerlere gitme imkânı olanlar valizlerini alıp hızlı çıkış eylemekte gidemeyenler ise ayakkabılarını içeriye alarak evde yokmuş izlenimi vermekte bayramı içlerinde kutlamaktadır. Apartman kültürüyle birlikte gelen kopuk komşuluk ilişkileri, birbirini tanımayan insanların oluşturduğu katmanlı yapılar dolayısıyla insanlar birbirlerinin acısını da sevincini de paylaşamamakta, birbirlerine karşı sorumluluk hissedememekte daha doğrusu birbirini hissedememektedir. Diğerkâmlık hissedemeyen insan evde yokmuş mizansenini vicdan yapmadan sergileyebilmektedir. Her insanın kendisine ait bir din algısının var oluşu, esnetilmiş bir dindarlık bayramların muhteviyatını da şekillendirmekte kollektif yaşam algısından bireyci yaklaşıma evrilen anlayış bireyi topluma ve insanlara karşı daha az sorumlu hissettiren modern çağın getirisi olarak karşımıza çıkmakta bireyci dindarlık bayramları paylaşma duygusundan uzak paylaşacakları insanlardan uzak geçirmelerini getirmektedir. Mahalle ve mahalleli kültürünün giderek zayıfladığı muhtarlıkların adresinde bulunamayanlara resmi evrak teslim edildiği kuru mekânlara dönüştüğü, insanları birbirlerini gördüğü kent meydanlarının olmadığı -olsa da oturamadıkları- kent hayatı, nüfusunun %90’nın kentlerde yaşadığı bir memlekette insanların bayramlara dair paylaşma ve kardeşlik duygularını da alıp götürmektedir. Cem Yılmaz’ın sevgi nedir repliğindeki cevap bayramlar içinde kullanılmaktadır. Sevgi nedir? Sevgi içimizde! Sahi bayram neydi? Bayram içimizde!..