Doç. Dr. Birol Azar

HASTAYIZ…

Doç. Dr. Birol Azar

Hastayız…

Dispotik anlatılar/filmler insanın haz tüketilmişliğinin bir göstergesi olsa gerektir. İnsanlığın kaybolduğu, her şeyin boş olduğu hoş olmayan bir hayali dünya tasavvur edin. Filmlerde, dizilerde (Black Mirror) karşımıza çıkan bu hayali dünya yavaş yavaş gerçekleşmek üzere…dünya var olduğundan beri muhtemelen ilk kez bu kadar duygusuzlaşmış bir kültür ikliminde yetişmiş, narsist ve borderline ruh haliyle hareket eden, derin boyutlu ahlaki, etik, geleneksel değerleri ve manevi ikmal kaynakları olmayan sosyal medyada doğup büyütülen ve sosyal medya tarafından yönlendirilen hayatını ilkel dürtüler üzerinden sürdüren bir nesille karşı karşıyayız. Yaşları ilerledikçe olgunlaşmak bir yana gittikçe pervasız bir sona doğru savruluyorlar. Neredeyse Homo Erectus seviyesinde davranışlar sergileyen bu nesil düşünmeden tepki veren, haz peşinde koşan, sıkılınca kaçan, anlam yükü taşımayan daha doğrusu anlam aramayan (ki insanın bütün amacı yaşadığı dünyada anlam aramaktır)canlılar olarak yaşıyorlar. Bu zamanda beden kişiliğin evi olmaktan çıkıp vitrinde sergilenen bir nesneye dönüşmekte beden üzerinden değerler üretilmektedir. Arzu ve isteklerin sınırsızlaşması boşluğu getirmekte cennet tüketilip cehennem bile anlamını yitirmektedir.  Her türlü otoritenin özellikle ebeveynliğin itibarsızlaştırılması, eğitim sisteminin performans ve rekabet mekanizmasına dönüşmesi teneffüslerde oynanan oyunları bile anlamsızlaştırmakta, hayat eğlence, zevk, haz çizgisinde boşluğa gitmektedir. Antidepresant kullanımı artmakta psikologlar tvlerden inmemektedir. Hasta toplum olduğumuz her halimizden belli olmaktayken teşhisler yanlış konmakta, hamasetle narkoz verilmekte herkesin kendisini ve kurumunu birinci ilan ettiği istatistikler renkli cavcavlı şemalarla gösterilmekte kimin sesi bas çıkıyorsa o haklı olmakta dayılık ilk defa akraba ünvanı olmaktan çıkmakta arka/güç ifadesi olarak kullanılmaktadır. Piyasa dili, Türk Dili ve Edebiyatını silmekte insan bir ürün gibi paketlenip sunulmaktadır. Sorun bu kuşağın farklı oluşu değil; duygunun, utanmanın, sabrın, bağların, derinliğin hızla değersizleştiği bir zamanı icat  eyleyen topyekun bir toplum inşa edenlerdedir. Bireyin iç dünyası dış dünyanın algoritmalarına teslim edildiğinden beri yüzümüz gülmedi vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları