Doç. Dr. Birol Azar

ERKEK CANLISI!

Doç. Dr. Birol Azar

Erkek Canlısı!

Son zamanlarda medyada şekillendirilmiş bir erkek tipi ile sıkça karşılaşmaktayız. Sert bakışlı gözlerinden alev saçan, az konuşan, gizem buram buram her hücresine sinmiş, hızlı(!) ve öfkeli ama öfkesini kontrol edemediği için ponçik olan serseri ama temiz kalpli bir bakışı ile en zor matematik sorularından daha sıkıntı veren bu bakışa yakalanan her izleyicinin ter bastığı uzun geçmeyen sahnelerin atlet giymeyen kahramanları erkekler! Dizilerde senaryo değişiyor görünse de bu erkek canlısının fonksiyonu ve rolü pek değişmiyor. Aynı beden dili, aynı öfke patlamaları aynı romantize edilmiş tek tip hep karşımızda. Yıllardır değişmeyen bir stereotip. Belki de kurguyu böyle oluşturarak bu dünyada hiçbir işe yaramayan asalak bir canlının varlık sebebi üzerine izleyicilerin düşünmeleri istenebilir diyecem ama bu kadar ince düşünce de bu kapitalist sistemde para etmeyeceği için erkek ontolojisi diyelim çıkalım işin içinden…Yerli dizi sektörümüzde erkek canlısı çoğu zaman gündelik hayatın gerçekliğiyle değil kolay tüketilen bir güç fantezisiyle kurulmakta. Çok erken yaşlarda omuzlarında koca koca holdiglerin ceoluğu yüklenen bu gariban varlıklar ciplerden inmemekte holdinge girerken güzel asistanları tarafından karşılanmakta hemen ellerine modernitenin sembolü olan karton kahve bardakları tutuşturulmakta odasına girip bilgisayarını açtığı anda sahne kapanmaktadır. Zaten bütün bildiği de bu kadardır. Akabinde kimsenin çözemediği sorunları bir telefonla çözmede hemen duş alıp yine atletini giymeden gece kulüplerine koşmaktadır. Çok zor geçen hayat onu strese sokmakta alkole yönelmekte sık sık yalnızlığa ya da dürüstlüğe özlem çekmekte ama hayatın zorlukları geçim derdi anne baba çocuk sorumluluğu, enflasyon dış ticaret açığı döviz ve borsanın durumu nereye gidiyor bu insanlık endişesi onu bunaltmaktadır! Erkek canlısı ya mafya bağlantılı ya suçla iç içe ya da sürekli bir çatışmanın ortasındadır. Durup düşünme sakinlik iç dünya monologları dahi yoktur. Erkek canlısının duyguları varsa bile bu genellikle öfke üzerinden anlatılmakta borderline hattında dolaşmaktadır sürekli! Bu erkek canlısı senaryoda sürekli hareket halindedir hareket de bir dizi ekşını getirmekte dolayısıyla bu canlı türü düşünsel olarak neredeyse hiç kımıldamamakta ilerleyememektedir. Tepki verir, patlama yapar (genellikle içten yanmalıdır bu patlama), susar bu suskunluk dizi boyunca devam eder sadece gözleri ve hareketleriyle konuşur zira sahneye çıktığı anda ezan okuma anının kutsallığı gibi herkes susar tüm gözler onun üzerindedir ve tek kelime etmeden gider bazen döner. Zaten derinlikli bir boyutu yoktur tek derinlikli boyutu tüm dizi boyunca göze sokulan travmatik geçmişidir. Düşünme, tereddüt, çelişkili süreçler bu canlının hayat belirtileri gibi görünse de yüzeyseldir hepsi bir kızın bakışına feda edilir! Sorun tek tipleştirilmiş bir erkek tipi değil bu tipin izleyicede norm haline getirilmesidir. Erkek canlısı senaryonun karakter derinliğini inşa etmek yerine figüran olarak olayları yüzeysel geçiştiren bir işleve sahiptir bu durum senaryolardan çıkıp gerçek hayatta karşılık bulmaya başladı an erkek canlısı için evren sirke dönecektir gidişat bu yöndedir. Sessizliği tercih eden çatışmalardan bilinçli olarak kaçan/uzak duran duygularını eylemle değil düşünceyle yaşayan erkekler de vardır. Erkekliğini görünür kılmak gibi bir derdi olmayan perform etme endişesi taşımayan toplumsal rollerle arasına mesafe koyan, hayata meydan okuyarak sevdiklerini koruyan onların rahat ve huzurlu bir hayat sürmesi için hayatını ortaya koyan gündelik sıkıntıların altında inim inim inlerken bile gülümseyen herkesin derdini dinleyen ama kimsenin derdini dinlemediği evlerde ikinci roldeki erkekler ana akım dizilerde dramatik olarak yetersiz bulunur. Sektör dramatik olanı performe ederken gürültüyle, yüksek sesle özdeşleştirmekte sessizlik, düşünce, içe kapanıklık, gündelik tekrarlar senaryo açısından riskli kabul edilmekte izleyicide heyecan uyandırmayan bu tipteki erkeklerin içi boşaltılarak elinde kadeh son model arabalar villalarda ya da ağa konaklarında tek derdi aşk olan ama mutlaka atlet giymemeleri gereken erkek canlısına dönüşmektedir. Asıl mesele izleyici ne ister yerine alışılmış olanı sunmak olsaydı bu canlıların toplumsal rolleri ve yaşadıkları daha farklı anlatılabilirdi.

Yazarın Diğer Yazıları