AFİYET OLSUN!
Doç. Dr. Birol Azar
Afiyet olsun!
İş bu yazı Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencisi sevgili kızıma ithafendir.
İnsanoğlunu modernlik yoluna sokan süreç tahılın evcilleştirilmesiyle birlikte çiftçiliğin benimsenmesiyle başladı ve bu olay bundan yaklaşık on bin yıl önce orta doğuda gerçekleşti. Beslenmenin evrimleşen tarihi insanlık tarihinin en belirleyici hikâyelerini bünyesinde barındırır. Serüven her şeyin çiğ tüketildiği ilk dönemlerde başlar. Ateşin evcilleştirilmesi toprağa yerleşmek kadar önemli bir dönüm noktasıydı. Ateş bu yüzden mitlerin ana hat konularının başında gelir. Aynı zamanda medeniyet ve iş bölümünün farklılaşması da demekti ateş bu sebeple olsa kadim zamanlardan beri kutsal sayıldı hürmet gördü. Yiyecekleri pişirmek besinlerin vücut dışında sindirilmesi de demekti ve bu sağlıklı yaşamın yani hayatta kalmanın kılcal hattı demekti. Pişirilen yemekler metabolizmamızı ve uzuvlarımızı değiştirdi. Örneğin çenelerimiz ve bağırsaklarımız küçüldü (güya) beynimiz büyüdü! Derken avcı toplayıcılıktan neolitik döneme insanoğlunun bugüne kadar ki gerçekleştirdiği en büyük keşfe yani toprağı ekip biçmeye ve de yerleşmeye geçtik. Tahıla bağımlı olduk bedenlerimiz tahılla tanıştı. Beslenme kültür antropologlarına göre ilk kez Mısır’da sınıflaştı. Mısır’da büyük ölçekli tarıma dayanan üretilen fazla tahıllar üzerine iki kültür doğdu. Ekonominin temeli olan tahıl istihkakların ve ücretlerin ödenmesi için kullanıldı. Ekmek ve bira dönemin tanımlayıcı yiyecek ve içeceği olarak yazılı belgelerde yer aldı. Firavunlarda ilk defa şarap, bal ve ekmekle diyabet vakaları görülmeye başlandı. Roma’da yemek bir güç gösterisine dönüştü aşırı yemek ve kusma ritüelleriyle obezite moda olmaya ilk bu dönemde başladı. Rönesansın Rubens kadınları da özellikle yüksek kalori içeren yemekler yerler şişmanlarlar ama şişmanlıklarını doğal beden olarak görürlerdi, yüksek ihtimal var ki yiyoruz zihniyetinin başka versiyonuydu. Victoria dönemi kadınlarıysa 40-50 cm bele sahip olmak için nefessiz bırakan korselere girerler giremezlerse de kusarak zenginliklerini gösterir o korseye girerlerdi. İdealize edilen güzellik algısındaki sosyal ödülü talep eden bu beyinler aynı zamanda özgünlüğünü koruma veya özgün olma iddiasındaydılar. Orta çağda topraktan ne kadar uzaksan o kadar soyluydun toprağa yakın yetişen ürünler soğan, sarımsak ve baklagiller sadece köylülerin sofrasındayken asalet inançla birlikte gökyüzündeydi. Soylular sadece ağacın en tepesindeki meyveleri ve gökyüzünde uçan kuşları yerdi bu onlara özel bir hak idi. Keza İngiltere’deki tüm ormanlar kraliçenindi dolayısıyla tüm hayvanlar da onundu ormanda avlanmanın cezası büyüktü hala ülkedeki tüm kazlar kralındır…baharat zenginlik göstergesiydi. Bizde de durum aşağı yukarı bu minval üzerinedir. İlk dönemlerde toprak ağaları derebeylik kurarak otoritenin kırbacı olmuş maddiyata dayalı geleneksel ağalık zinciri alt tabakadakiler tarafından bey, ağa diye tanınmalarını sağlamış ama entelektüel birikimleri olmayan bu sınıf değişen yaşam koşullarına direnememiş araziyi satıp taşra pavyonlarında ağalıklarını tüketmişlerdir. 16.yüzyıl İngiltere’sinde şeker yemekten çürüyen dişler bir zenginlik sembolü olunca çürümeyen dişler zengin görünmek için kömürle siyaha boyanırdı. Eski zamanlar Türkiye’sinde de şeker zenginlik göstergesiydi şekeri olan hali vakti yerinde insanlar şekeri evin tavanındaki cisirlere (eski evlerde tavan cisir denilen ağaçlardan yapılırdı) asar hatırı sayılı konuklar gelince şeker askıdan iner ve çayla buluşurdu. Atatürk bir Anadolu gezisinde çocukların sıska, hastalıklı, çelimsiz ve suratlarını bembeyaz görmüş yanındakilere dönerek bir an önce şeker fabrikalarını açmaları gerektiğini söylemiştir. Beslenmenin tarihi sadece kültür tarihi değil aynı zamanda insanlığın tarihidir de… Sanayi devrimiyle eskiden sadece acıktığında veya bulduğunda yiyen insan artık mesai saatlerine göre planlanmış üç öğün disiplinine ve işlenmiş gıdaya hapsolmaya başladı bu biyolojik değil endüstriyel bir zorunluluktu dayatmaydı. Antik bedenlerimiz endüstriyel sofralarda hayatta kalmaya çalışırken kadim zamanlarda yiyecekler estetik bir gaye uğruna sindirildi. Bugün yeme içme kültürümüz hakim ve popüler kültürlerin etkileriyle şekillenmeye başlandı geleneksel tatlar folklorik unsur olarak törenlerde sunulmaya sınırları daraltılmaya çalışılarak varlıklarını korumaya çalışıyor. Gerçek şu ki yedikleriniz daha doğrusu üretim ve tüketim biçimleriniz size toplum içinde statü tayin etmeye ve imaj kurmaya yarıyor. Estetik kaygı güzellik algısı besinlerinizi sınırlandırıyor insan hiçbir zaman tükettiği besinden ayrı değerlendiremez. Karl Poper İnsanlık tarihinden değil insan yaşamının çeşitli yönlerinin tarihinden söz edilebilir sadece derken bunu kasteder. Hayatta kalmak için beslenenler afiyet olsun!